OĞULLAR VE RENCİDE RUHLAR
Söze nasıl başlayacağımı düşünmeden oturdum Pc'nin başına. Zor tabi yeraltı edebiyatını anlatabilmek. Yıllar önce Murat Menteş'ten 'Korkma Ben Varım'ı okumak istemiştim. Kaç kere elime aldım sonra tekrar bıraktım bilmiyorum. Tabi yaşımın etkisiyle beraber gerek siyaset gerek edebiyat ve gerek politikadan uzak olmamın büyük etkisi vardı.
Şimdi Alper Canıgüz'den bu eseri okumak ise benim için oldukça eğlenceli ve güzel bir deneyim oldu. Tabi bir daha okur muyum Alper Canıgüz'ü? Zannetmiyorum.
Kitaplarda yer alan küfürler beni hep irite etmiştir. Fransızca imiş irite etmek kelimesi de. Ben de söylerken zorlanmamın ve keyif almamamın sebebini merak ediyordum! O zaman cümleyi tekrar düzelterek diyorum ki ; kitaplarda yer alan küfürler beni hep rahatsız etmiştir. Argo kullanımları da sevmiyorum. Ne olmuş ki nahif ve kibar kelimelere? İnsanlar neden buna başvuruyor, anlamıyorum.
Kitap beş yaşında bir bilgenin hayatından bir kesiti içermiş. Başarılı olmakla beraber vurucu cümleleri ve gerçekten güzel felsefesi olan bölümleri içeriyor.. Elbette beş yaşında olduğu ve üstün zeka olduğu için yazarımız tarafından bazı yerleri daha iyi anlatabilmek için çocuğa olağandışı ya da olmaması gereken roller kesilmiş. Ancak olayı anlatabilmesi için de yapılması gereken oydu sanırım. Abartı olan ve beni tiksindiren bir oyuncak bebek ile olayı oldu sadece. Elbette alkol alması da gereksizdi ama o da yazarın zihin dünyasında canlandırma diyor ve bu konuyu burada kapatıyorum.
Beş yaşında ama bilgisinin ve ruhunun yaşı bir profesör ve hatta bilge olan bu çocuk aslında toplumda olan çarpık düzene de çok güzel eleştiri sunuyor. Bazen hukuğu eleştiriyor bazen memuriyeti... Bazen toplumu eleştiriyor bazen arkadaşlığı... Güzel eleştirdiği kesin.. Hani küfürü sevmediğimi söylemiştim ya ancak Alper şunu söylüyor sanki ; İçinde bulunduğumuz coğrafya küfürsüz yaşamaya uygun değil.
Öldürülmüş bir insan gören ama kimin öldürdüğü hakkında kafasında farklı farklı isimler yer alan bir çocuk aynı zamanda gece gündüz fark etmeden her tarafta araştırma yapan bir dedektif... Bazen polis memurlarıyla oturup münakaşa yapan aynı zamanda babası için mücadele veren, annesinden çok hoşlanmayan komşularından katili bulmak adına bilgi toplamaya çalışan ölen kişinin ailesiyle yakından ilgilenen beş yaşında bir dahi... Aynı zamana Tanrı'yı arayan ve bulmaya çalışan bir insan... Her yönüyle okuduğum kitaplardan oldukça farklıydı. Okunulası derim, ama ısrarla da tavsiye etmem tabi...
Kitaptan bazı cümleler bırakıyorum aşağıya :
Üzerime manevî baskı kuracaktı aklınca. Her tarafı baskı olsa kaç yazardı ki? Beni yıpratan kendi iç hesaplaşmamdı.
"yağsın, bir daha yıkarız" dedi bakkal. O zaman anladım ki böyle bir olasılık onu endişelendirmek şöyle dursun, mutlu ediyordu. O doğuştan araba yıkayıcısıydı. Ne var ki hayat onu bakkallığa mahkûm etmişti; pek çok müthiş kabzımalı milletvekilliğine mahkûm ettiği gibi. Sistem yetenekleri heba ediyordu.
Sözler kelime değerlerinin ötesinde anlamlar taşırlar.
Sevgilerle.

Yorumlar
Yorum Gönder