KÖRLÜK - Jose SARAMAGO
Tadında bir distopik roman, Körlük. Bu yazıda kitabın konusundan falan bahsetmeyeceğim. Kitabın konusunu veya özetini her yerde bulabilirsiniz. Yazacaklarımı sadece okuyucu yorumu olarak düşünebilirsiniz, altını çizmek istediğim bir kaç noktaya değineceğim. Girizgahı fazla uzatmadan, başlayalım.
Sosyal hayattan izole edilmiş bir grup körün tutulduğu o malum binayı ve içinde yaşanan olayları hızlıca aklınızdan geçirin. Neler vardı? Hastalık, Şiddet, kan, tecavüz, işkence vb. sahnelerin olduğu satırlar, sayfalar.. 💀
En alttan tepeye doğru çıkıldıkça sırasıyla, fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik, sevgi, saygı-değer görme, kendini gerçekleştirme olarak basitçe beş basamak olarak ele alabiliriz. Fizyolojik ihtiyaçlar bildiğiniz gibi yemek, su, uyuma, nefes alma vb. yazılabilir. Peki nedir bu piramidin kuralı, kural basit bir basamak tamamlanmadan bir üste geçilmez. Şuraya bakın piramidin en altında bulunan "yemek, su" ve dördüncü basamaktaki "özsaygı" arasındaki mesafe romandaki bütün kötü davranışları ilk bakışta açıklıyor gibi duruyor. Yeteri kadar aç kalırsam piramidin ilk basamağında debelenirken dördüncü basamaktaki özsaygı veya başkalarına saygı ifadeleri bana çok uzak olur. Saramago kitabındaki bir çok karakterin davranışını Abraham Maslow'un piramidiyle temellendirmiş diye düşünüyorum.
Burada ayrıca dikkatimi çeken şey, Maslow'un haklılığını pekiştiren kitap kurgusunun dışında körlük salgınının mağdurların(hastaların) normalin aksine beyaz ışık olarak bu salgını deneyimlemeleridir. Yazar neden beyaz rengi körlük salgınında seçmiş olabilir. Bunun üzerine düşünüldüğünde Isaac Newton'ın ışık tayfı çalışmaları ve biraz fizik(optik) bilgisiyle meseleyi farklı boyutlarda ele alabiliriz.
Bilindiği gibi beyaz renk aslında tek başına bir renk değil, aksine tüm renklerin toplamıdır. Hatırlarsanız Isaac Newton doğal ışık kaynağımız olan Güneş'den ışığı bir prizma ile kırarak ayrıştırmıştı, elde ettiği sonuç; aslında beyaz ışığın(doğal ışık) kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, mor renklerden oluştuğuydu. (Bu deneyle ara renklerle bu ana renklerin bir birleri arasındaki geçişler keşfedilmiş oldu.)
Çevremdeki herkes kör ise "benim davranışlarımı kimse göremiyor" sonucuna varırız. Bu da benim davranışlarımı hiç kimse göremediği için aynı zamanda kimse tarafından yargılanmayacağım sonucuna çıkıyorum.(Utanmam, baskı görmem, suçlanmam.) Aslında özgürüm. Kitaptaki karakterler özgür, evet, gerçekten yaptıkları her eylemde, aldıkları her kararda özgürler. Onları izleyen üzerlerinde herhangi bir göz yok. Bu da gerçek iyinin(salt iyilik), iyi bireyin kim olduğunun en doğru sonucuna bizi ulaştırır. Bu salgını biz okuyucular kurgu dışından farklı boyuttan gözlemlediğimiz için gerçek iyinin hangi karakter olduğunu anlayabiliriz.
[Bu yorumda iyilik kavramı göreceli olarak ele alınmamıştır. İnsan tarihi boyunca üzerine sosyolojik konsensus yapıldığı varsayılan iyilik tanımı ile ele alınmıştır.]
Uzun lafın kısası birinin bizi gözetlediğini bilmek(veya varsaymak) insan toplumlarının daha vukuatsız bir şekilde birlikte yaşaması için vazgeçilmez bir olgudur. Eğer gün gelir de körlük salgının gerçekleşirse Teizm veya Politeizm bireylerinden oluşan bir toplumda yaşamak için insanlar yarışa gireceklerdir.
Yorumlar
Yorum Gönder