Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog
Osman ÇAKMAKÇI
Yazarımız çok sağlam bir eğitim almış, yaşamış, düşünmüş ve yazmış. Diploma şart diyenlerden değilim de Osman abimizin de hakkını verelim. Boğaziçi Üni. Psikoloji bölümü, İstanbul Üni. Felsefe bölümü bitirmiş biri, bence kalemi boş değil.
Google'da aratınca kimdir? Nedir? diye, görsellerde karşınıza saçları uzun dağınık, bakımsız gibi, iri gözlü sakallı garip mimikli biri çıkacak korkmayın kitabı alın düşüncelerinizi özgür bırakın.
Evet, yazar hakkında kısa bir girizgah yaptıktan sonra nedir bu uzun isimli kitap, derdi nedir?, mesajı nedir?, ne anlatıyor? Mevzuya gelelim;
"Konuşmanın imkansızlığı üzerine bir diyalog" ismini verip konuşmanın imkansızlığını savunan ve diyalog tekniğiyle derdini anlatan bir yazar ilk bakışta çelişkili gibi duruyor. Kitabın ortalarına kadar bu fikirle ilerledim ben, ya hem imkansız diyorsun, kelimeler yetersiz, anlatamam anlayamazlar derdindesin, peki niye diyalog yazdın be abicim gibi hislere giriliyor, korkmayın girin bu hislere, derinliğinize göre kitabın sonuna doğru çıkarsınız :)
İnce bir kitap olmasına karşın bazı sayfalarda tekrarlı okumalar şart(ya da bende bu ihtiyaç oluştu, sizde olmayabilir.) demek istediğim 71 sayfa olan kitap 71 sayfa okuyarak bitmiyor, 100-120-130-200 sayfa kişiye göre değişebilir. Anladınız siz.
Diyalog kelimesine girmek istiyorum öncelikle, kasıtlı veya değil bilmiyorum, ya da anlatı tekniği tercihinden bilemiyorum, kitap diyalog değil, bence monolog denebilir. Veya bu da bir mesaj ama bende o kısım yanmadı. Osman abimize eleştiri getirirken de kendi eksikliğimizi bilerek ilerlememiz gerekir. "Egomuzun kabuklarını kırmalıyız."
Blog sayfamıza yakışır biçimde ilerleyelim;
Bu kitap dilin yani kelimelerin(Dünya üzerindeki hangi dil olursa olsun) duygularımızı ve meselelerimizi, birey olarak gerçek kimliğimizi veyahut doğayı anlatmak için yetersiz olduğunu savunuyor. Çözüm yolu olarak doğduktan sonra suni olarak kalınlaşarak devam eden ego kabuğunu kırmak üzere bir açıklama getiriyor. Bunun da mevcut düzende imkansız olduğunu, denenirse veyahut yeltenilirse de toplumdan uzak yalnız bir birey olarak yaşayacağımızı belirtiyor.
Meseleyi dilin bir icat olduğu kabulü ve keşif olmadığı varsayımı ile temellendiriyor. Ne zırvalıyorsun diyeceksiniz, biraz daha açıklayayım.. Sabrınızı istirham ediyorum. Keşif; hali hazırda evrende var olanın bulunması veya bilinmesi olarak tanımlayabiliriz, evrenden kastım mevcudiyeti doğada var olan insan ürünü olmayan gibi düşünün, doğadan olan doğayla uyumlu olur mottosuyla devam edelim. İcat ise; insan ürünü halihazırda evren olmayıp bir sorun veya ihtiyaç üzerine bir mucit veya mucitler tarafından üretilmiş araç olarak düşünebilirsiniz. İcat doğadan olmayacağı için doğayı açıklamaya yetmez. Peki insan da doğanın bir ürünüyse doğadan olmayan bir araç doğaya içkin varlıklar arasında ne kadar efektif olacaktır? Yazara göre HİÇ. Dil yetmez, kelime yetmez, konuşmak gerçek konuşmak değildir, anlatmak karşıdakinin anladığı mıdır? sizin anlatırken kullandığınız kelimelerin ardında saklı olanı ortaya çıkarmak mümkün müdür? Konuşulan an, o ana kadar geçen sürelerin birikimli sonu mudur? Geçmiş bu ana gizlenmiş midir? Dil insan ürünüyse doğadaki hakimiyeti nedir? Doğadan olmayan doğaya anlam yükleyebilir mi? Hayvanlar mı özgür insan mı? Konuşurken biz biz miyiz yoksa gerçek bizin çevresinde kabuklar(duvarlar) mı var? Evetli, hayırlı cevaplar ile bu sorular basitçe ötelenir, kitabın derdi gereği kitabın bende oluşturduğu asıl anlamı bu blog sayfasından size anlatmam da imkansızdır, anlayabileceğiniz kadar anlatmış olacağım. Osman abi paradoksa girdim kurtar beni 👴 İşte böyle garip haller zihninizde ve ifadeleriniz peydah olacak kitabı okuduğunuzda.
Peki peki meseleyi basitleştirelim;
"Ben üzgünüm." cümlesinde karşımdaki ne anlar?
Ne kadar üzgünüm mesela içimi açsam ne ekleyeceğim bu cümleye, "Ben çok üzgünüm." Eee oldu mu?
"Ben çok üzgünüm" diyen başka biriyle eşit seviyede mi üzgünüm?
Diyalog kurduğum kişi beni ne kadar tanıyor da bu cümlemden gerçek duygu halimi anlayacak.
O zaman devam ederim içimi açmaya "Geceleri uyuyamıyorum, yemek yiyemiyorum." gibi tecrübeye dayalı somut örneklerle üzgünlüğümün hayat akışımdaki değişiklerine dem vururum. Bir dakika bunlar ifade değil, "yemek yiyememek" bunlar eylem, o zaman ben örneklendirme yapıyorum ifade şeklimde, ulan soyut kelime anlamı içeren(üzgün olmak gibi) bir kelimeyle niye gerçek duygu halimi karşıya aktaramıyorum. Dilin yetersizliğinden olayları ve duyguları örnekliyoruz diyebiliriz. Kitapta böyle bir örnek yok, ben uydurdum şimdi. Kitap daha derin işliyor mevzuyu.
Tamam dilin ve kelimelerin yetersizliğini anladık diyelim, ne yapacağız? Ego kabuğu denilen engeli kırıp özgürleşeceğiz. Çağın ifade dili prangalarından kurtulup, özümüzle konuşacağız, karşımızdakinin de özüne erişeceğiz. Doğayı anlamlandırırken peki ne yapmalı? Doğanın bir ürünü olduğumuzu, insan denen bilinçli canlının doğadan dillerle konuşup anlam aramasının derdine düşeceğiz.
Yer yer kitapta yazar için Stoacı mı? Panteist mi? Reenkarnasyoncu mu? Teist mi? kararsız kaldım. Nietzsche'den bir söz, Mevlanadan ayrı bir söz alıntılamalar falan.. Sanane adamın inancından diyebilirsiniz ama konu anlam arayışıysa bir yerde inanç meselelerin ifadesinde ciddi rol oynar. Doğayla bütünleşmek, döngüsel yaşam kavramları, parçadan bütüne, bütünden parçaya geçişler ve meseleyi bir o yana bir bu yana vuruyor, kelimelerle meseleyi dövüyor, eziyor, harekete geçin ama yalnız kalma ihtimalinizin yüksek olduğunu unutmayın gibi mesajlarda var.
Karışık bir kitap yorumu olduğunun farkındayım.
Ne yapayım, kelimeler yetersiz...😎
Yorumlar
Yorum Gönder