Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay ANAR

  



İhsan Oktay ANAR- PUSLU KITALAR ATLASI

Merhabalar, Öncelikle kitabı ipuçları vermeden yorumlamamın mümkün olmadığını söyleyeceğim. Siz de İhsan Oktay Anar'ın herhangi bir kitabını okuyan biri iseniz bu konuda bana hak vereceksinizdir.
Puslu Kıtalar Atlasını okumadan önce Suskunlar'ı okumuştum ve edebiyatla ilgilenen bir büyüğümle konuştuğumda bana kesinlikle bu kitabı okumamı tavsiye etmişti. Bu yaklaşık on yıl önce oldu. Bir türlü sıra gelmedi derken bir arkadaşımın evinde rastladım kitaba ve hemen emanet olarak aldım. Kitap özetlenmesi ve anlatılması çok zor olmakla beraber okurken ilginç bir büyü yapıyor size. İşlerinize, eğlencenize, sporunuza, yemeğinize ve hatta bitirmeniz gereken teze bile ara verip önce kitabı bitirmenizi sağlıyor. Bir yorumda masalımsı sözüne rastladım. Evet bir bakıma masalımsı olabilir ama bu kadar girift, bir o kadar da okuyucuda merak uyandıran bir masala rastlamadım doğrusu.
Kitabın karekterlerinden bahsedeceğim biraz...

Arap İhsan Efendi : Korsandır kendisi. Bir saldırıda gögsünde duran kitap hayatını kurtarmıştır. Bundan dolayı kitap merakını celbetmiş ve tercüme ettirmek için İstanbul'a gelmiştir.

Alibaz: Magrip'te yaptığı baskında ele geçirdiği bir esirdir kendisi. Alibaz yıllardır uyumayan bir karekterdir.

Uzun İhsan : Arap İhsan Efendi'nin yeğenidir kendisi. İsimleri aynıdır. İstanbul'da yaşamaktadır oğlu Bünyamin ile. Aynı zamanda ana karakterdir.

Bünyamin : Kitap örgüsünde baştan sona yer almakta ve kitap Bünyamin'in etrafında şekillenmektedir. Bulduğu kara para Bünyamin'in hayatını değiştirmektedir. Kitap bu paraya uğursuz para demektedir.

Kubelik : Venedik balyosuna katiptir kendisi. Kötü arkadaş kurbanı olmuş içkiye alışmıştır.  Yediği falakaları önemsemez olmuş, bundan dolayı topal kalmış hâlâ içkiye devam ettiğinden işinden kovulmuştu. Ancak eline en azından Venedik'e gidecek kadar para verilir Balyo tarafından. Ancak yine içer ve yanlış gemiye biner: Esirler Gemisi... Bununla birlikte uzun uğraşlar sonucu esir olmadığı anlaşılır ve Kostantini'ye gider. Bir gece yarısı nârâ atarken kafasına bir kerpeten atılır ve o bunun sonucunda dişçiliğe başlar. Bununla yetinmez saraydan kesilip atılan el ayak kafa ve beden ne varsa hepsini kendisine ait dükkana götürüp incelemeye  başlar.

Maymun : Evet romanda ki bir karekter de maymundur. zamanında ayı oynatan bir baba, ayısı ile o kadar iyidir ki kendi oğlu bu duruma sinirlenir. Ayı kendi oğlunu sevmez ve oğlu da ayıyı. günün birinde çıkan kavgadan sonra oğlu maymun getirir eve ve babası ayıyla evi terk eder. Bu maymun da sahibi tarafından öldü zannedilir ve atılır. Bünyamin de müşteri adını verdiği bu maymunu alıp evlerine getirir.

Vardapet: Papaz'ın vekili olmak isterken kaldığı hücrede kendisine tünel kazan sonra da lağımcı olarak işe başlayan kişi. Bir taş nefes borusuna kaçar ve onunla yaşamayı öğrenir.


Hınzıryedi : Asıl mesleği hırsızlık olan ve Bağdat'ta milletin yaka silkelediği biridir. İşinde o kadar ustadır ki ne yapılırsa yapılsın yakalanmaz ancak bir gün  paşa oğlunun askerleri tarafından kaçırılır. Çünkü kılık değiştiren bu adam paşa oğlunun aşık olduğu kadına benzemiştir. Yakalandıktan sonra serbest bırakılır ve kendisine meslek olarak dilenciliği seçer. Ancak dilenciler bu adamın dilinin ve hitabının kuvvetli olduğunu fark edince ona domuzdan yapılan taskebabı yedirirler ki duası kabul olmasın. Bilmeden yediği o domuz eti onda müptelâlık yapar ve o günden sonra adı Hınzıryedi olarak bilinir. İdam cezasından Büyük Efendi Ebrehe tarafından kurtarılır ve o günden sonra ona hizmet etmeye başlar. 

    Olay Arap İhsan'ın İstanbul'a gelmesiyle başlar. Kubelik zamınında ona çok pahalıya bir yakı satmıştır. Bu yakıyla cenke çıkan Arap İhsan ölümden gögsüne koyduğu kitap sayesinde kurtulmuştur. Arap İhsan, Alibaz'ı da yanına alarak sokak sokak meyhane meyhane Kubelik'i ara ve bulur. Frenk Lisanında yazılmış olan eseri Kubelik'e verir ve hemen tercüme etmesini emreder.(Zagon Üzerine Öttürme-Redndekâr) Kubelik bir kaç gün içinde tercüme eder ve Uzun İhsan'ın evine götürür Bünyamin'e teslim eder. Ancak bu tercüme Arap İhsanın eline hiç ulaşmaz. Uzun İhsan efendi ise sürekli uyku şurupları içer ve başka bir aleme geçer. Uzun İhsan Efendi'nin amacı bir dünya haritası yapmaktır ancak bunu gezerek araştırarak değil uyuyarak yapmayı amaçlamıştır. 

    Uzun İhsan getirilen notlara baktı ve Rendekâr'ın felsefesini anlamaya çalıştı. Zagon şüphe anlamına geliyordu. Şüphe ediyorsam ben varım diyen Rendekâr'a karşı düş görüyorsam ben varım diyordu. Bir gün Uzun İhsan acı hissetmediğini farketti. 

    Bünyamin babasının yaşadığı bu alemi merak edip içtiği şuruptan içti yalnız çok tesirli olan bu şuruptan o kadar çok içti ki yukardan kendi bedenini görmeye başladı. Evet ölmüştü ve ruhu bedenini görüyordu. Mezara götürüldü gömüldü ve sonunda içinden gelen güven veren ses sayesinde o mezardan çıkmayı başardı. İnsanlar kendisine hortlak deseler de sonradan anladılar ki ölmeden gömmüşlerdi onu.

    Vardapet, Bünyamin'i de ikna eder ve Batıya açılacak seferde Bünyamin de Lağımcı olarak işe başlar. Sefer Batı'ya değil Kuzey'e yapılır ve burada bir kale kuşatılır. Bu kaleye tünel kazarak girilmeli ve içerde ki casus kurtarılmalıdır. Bu zorlu görevi bir şekilde başarırlar ancak Bünyamin ile casus tünelden çıkarken geriye kalanlar tünelde ölür. Bünyamin'e o kargaşada Kara Parayı veren casus olaylar dindikten sonra almayı umar ancak yüzü tanınmaz hale gelen Bünyamin'i bulamaz. Bünyamin kendine geldiğinde de hafızasını yitirmiş takliti yapar ve kendisine gelecek tüm soruları bertaraf eder. Daha sonra Kostantini'ye döner. Döner dönmesine ancak babasının yanına gitmeye  imtina eder. Çünkü para kendisinde olduğu sürece babasına gidemezdi. 

    Alibaz'ın sürekli yaramazlık ve haylazlıkları da Uzun İhsan'ı bıktırır ve onu mahalle mektebine yazar. Mahalle mektebinde  kendisine çete kuran Alibaz Efrasiyâb adlı kahramandan çok etkilenir ve kendisine de Efrasiyâb der.

    Maalesef ki babası da yeniçeriler tarafından gözleri oyulmuş kulakları ve burnu kesilmiş bir şekilde evden çıkarılmış ve dilenciler loncasına koyulmuştu. Bu arada babası Bünyamin yola çıkmadan kendisine bitirdiği dünya atlasını vermişti . Ara ara oradan sayfalar açıyor ve o sayfalar eşliğinde yoluna devam ediyordu. Kitabın sonunda anlaşılıyor ki verdiği bu haritanın adı : Puslu Kıtalar Atlası. Bu atlasın direktifi ile dilencilerin arasına giren Bünyamin babasını bulmuştu. Bir gün Ebrehe oraya geldiğinde yemeğe kaldı ve nefes borusunda lokma kaldı. Ölmek üzereyken Bünyamin onu kurtardı ve Ebrehe ile bir nev'î arkadaşlıkları böyle başladı. 

    Ebrehe Bünyamin'i kendi yaşadığı yere davet eder. Ona gideceği gece babasıyla Galata'da karşılaşır ve babası ona üzülmemesi gerektiğini etrafındaki her şeyi kendisinin yönettiğini söyler ve kendisini bir fıçı içine koymasını ister. Fıçının içine koyduktan sonra ağzını sıkıca kapatan Bünyamin Ebrehe'nin yanına geçer ve Ebrehe'nin bir casus olduğu ve hatta casusların efendisi olduğu da bu bölümde ortaya çıkar. Ebrehe o kadar iyi bir casustur ki, Bünyamin'i bilmekte, kara paranın onda olduğunu, babasının Uzun İhsan olduğunu da bilmektedir. Bunları bilmesi bilgi olarak Bünyamin'den daha üstün olduğunu göstermektedir onun gözünde. Daha sonra yıllardır üzerine çalıştığı projesinden bahsederek Bünyamin'in karşısında ezilmesini sağlar. 

    Ebrehe Bünyamin'e kehanet aynasından bahseser ve bu aynanın kehanetlerinin hep tuttuğunu söyler.
Mehdi'nin geleceği zamanı bilir ve batı kapısından yakalar getirir. Çünkü Mehdi'nin amacının onu öldürmek olduğunu bilir. Ancak yakalanan adam kendisinin Mehdi olmadığını ve Nemçe casusu olduğunu, kehanet aynasının ise Nemçe istihbaratı tarafından yıllarca üzerine çalışılagelen bir tasarı olduğunu bir çırpıda söyler. Bunun üzerine odaya getirilen ve Mehdi kılığında ki adama işkence yapmak için özellikle getirilen kişi ise kılık değiştirme konusunda usta olan ve yıllarca kendisi ölümle korkutulan Hınzıryedi'dir. HınzırYedi yılların hıncıyla Ebrehe'yi öldürür ve diğer dilenciler ile o bölgeyi yağmalar. Ebrehe son olarak Bünyamin ile konuşmak ister ve o paranın kendisinde olduğunu bildiğinin, öldükten sonra Bünyaminin kendisinin yıkamasını istediğini söyler. En son da parayı ağzıma koy ve çenemi öyle bağla der. Öldürüldükten sonra da Bünyamin istenileni yapar. Kara para ile serüveni de böyle biter.

    Dilenciler mezarın üzerine bir ziyafet düzenledikleri sırada yağmur yağmaya başlar ve Dertli görünür. Dertli Bünyamin'e oradan uzaklaşmasını söyler. Bünyamin oradan kolaylıkla uzaklaşırken gelen şimşek ile dilenciler loncası alev alır. Ve oradan duyulan dilencilerin çığlıkları olur.


    Alibaz'a ne oldu diye soracak olusanız yakayı ele verdi ve kendisine su diye sunulan ve içirilen ilacın etkisiyle bir leylek yuvasında yıllarca sürecek uykuya daldı. Hatta orada yumurtalarını terk etmiş anne leyleğin yavruları, Alibaz'ın etkisiyle yumurtadan çıktı ve Leylekler arasında nesilden nesile uyandırılmaması tavsiye edile geldi...

    Kitap çokk güzel olmakla beraber gerçekten okunması zor ve felsefesi ağırdı. Ancak bittikten sonra keşke daha önce okusaydım dedirtti.
    

Yorumlar